“Cittaslow” Yavaş Şehirler


Günümüz kentlerindeki günlük yaşam koşturmacasını hafifletmeyi ve kentsel yaşam kalitesinin yükseltilmesini mümkün kılan bir felsefe olan ‘Yavaş Kentleşme’ kavramı, giderek daha fazla önem kazanmaya devam ediyor.
cittaslow
Var olduğu günden bu yana geçirdiği evrim sürecinde, çevresinden ve doğadan etkilenen insanoğlu aynı zamanda bu çevrenin kirlenmesine ve bozulmasına da neden olmuştur. Bu bozulma ile birlikte insanın yaşaması için ihtiyacı olan ortamın ve buna bağlı olarak doğal floranın, biyolojik çeşitliliğin, neticede insan beslenmesinde hayati fonksiyona sahip olan gıdalarımızın bozulması da kaçınılmaz olmuştur. Gün geçtikçe artmaya devam eden nüfus; enerji kaynaklarının tükenmesine, hava, su, toprak kirliliğinin çok sayıdaki faktörün etkisi altında gittikçe yayılmasına, içme suyu kaynaklarının azalmasına, nükleer enerji ve termik santrallere bağlı kirliliğe, bu kirliliğin bitki ve hayvanlardan gıda maddelerine geçerek insan sağlığı için risk oluşturmasına yol açmıştır. Bütün bunların yanı sıra ormanlar gün geçtikçe azalırken çölleşme artmakta ve ekolojik çeşitlilik giderek yok olmaktadır.

İnsanların sosyalleştikleri, güven içinde birlikteliğin sıcaklığını yaşadıkları, birbirlerine el emeklerini sundukları sosyal korunaklar olmaktan gittikçe uzaklaşan kentler, popüler kültürün de desteklediği hayatı yaşamak için daha çok çalışmayı, daha çok tüketmeyi ve daha hızlı hareket etmeyi gerektiren, hızla yarışılan platformlar hâlini almıştır. Yaşamın bu denli hızlanması sonucu insanlar daha hızlı yemek yemek, daha hızlı alışveriş yapmak, gidecekleri yerlere daha hızlı ulaşmak için belli bir tempo içinde koşturup durmakta ve kalabalık içinde yalnız kalmaya mahkum olmaktadır. Bu hız doğal olarak hayatımıza bir tür homojenleşmeyi (tektipleşmeyi) de beraberinde getirmiştir. Bakkal, manav, terzi gibi küçük esnaf yerine AVM’ler, çocuklarımızın oyun oynayacağı alanlar yerine otoparklar, daha çok park ve yeşil alan yerine geniş otoyollar, tematik parklar, penceresinin açıp temiz havanın solunulamadığı rezidanslar giderek her tarafı işgal etmiş, kentlerin birer parçası hâline gelmeye başlamıştır.akyaka-cittaslow

Sürekli yetişmesi gereken bir yerler olduğu için, kahvesini yürürken içen, yemekten zevk almak yerine ayakta hızlı bir şekilde “beslenen”, işine arabasıyla giden, hayatını yaşamak için zamanı olmayan, komşularını veya yerel esnafı tanımayan modern bir insan modeli ortaya çıkmış, sağlıksız yiyecekler, hava kirliliği, trafik, hayatın yalnızlık ve tüketimle harcanması modern yaşamın vageçilmezi olarak bizlere sunulmuştur. Bu yaşam tarzı kaçınılmaz olarak insanın en önemli değeri olan kısıtlı yaşamını, depresyon, kalp hastalıkları ve kanser gibi birçok hastalık riskiyle karşı karşıya getirmiş ve yaşam kalitesinin azalmasına sebep olmuştur.

Greve in Chianti

Greve in Chianti

Bu sağlıksız yaşam tarzının sorgulanması ve alternatif bir yaşam modelinin geliştirilmesi fikri ilk olarak, Fast Food hegamonyasının yarattığı hızlı yaşam ve hızlı yemek pratiğinin artması ve yerel yemeklerin kaybolmasının doğurduğu kaygıyı toplumsal bir tepki hâline dönüştüren Slow Food akımı ile başlamış ve “yavaş kentleşme” modelinin de temeli olan “Yavaş Hareketi”nin doğmasına yol açmıştır. Slow Food hareketini kentsel boyuta taşımak amacıyla Greve in Chianti Belediye Başkanı Paolo Saturnuni’nin önderliğinde, dört küçük İtalyan kentinin belediye başkanlarının bir araya gelmesiyle Cittaslow Akımı 1991 yılında İtalya’da başlatılmıştır.

İtalyanca Citta (kent) ve İngilizce Slow (yavaş) kelimelerinden oluşan Cittaslow “Yavaş Kent” anlamında kullanılmaktadır. Yavaş Kentler Birliği, küreselleşmenin ve tüketim toplumunun yarattığı aynılaşma sürecine karşı çıkan, yerel kimliğin törpülenerek eritilmesine yol açan homojenleşen mekânlardan biri olmak istemeyen, yerel kimliğini ve özelliklerini muhafaza ederek dünya sahnesinde yerini almak isteyen şehirlerin katıldığı uluslararası bir birliktir. Bu anlamda Cittaslow, teknolojik  gelişmeler ve yeniliklerin nimetlerinden faydalanırken bir yandan yerel ve geleneksel kültürü koruyan, yaşamın rahat ve keyifli bir hızla devam etmesini destekleyen ekolojik ve insancıl bir harekettir. Cittaslow sadece bir koruma hareketi değil, aynı zamanda kentlerin modernleşme ve küreselleşme yolunda kendi ruhlarını kaybetmeden ilerlemelerine bir alternatif, küreselleşmeye karşı sürdürülebilir, adil ve özgün kentsel gelişimi teşvik eden bir seferberlik, bir yaşam felsefesidir.

Bu doğrultuda Cittaslow, bir kentin yaşam kalitesinin iyileştirilmesinin ve kalkınmasının ancak sağlıklı, temiz ve yerel ürünlerle hazırlanan geleneksel yemek kültürünün yanı sıra tarihi kimliğinin, kültürel zenginliklerinin, doğasının, müziğinin, kentin kendi özgün yapısının, mimarisinin, gelenek ve göreneklerinin korunmasıyla mümkün olacağını öngörmektedir. Temel prensiplerinden biri olarak şehir sakinleri arasındaki uyum ve ilişkinin geliştirilmesini benimseyen Yavaş Kent Hareketi, şehir sakinlerinin ve ziyaret edenlerin zevk alabilecekleri ‘an’ı yaşamaya vurgu yapan bir dayanışma olarak kendini ifade etmektedir.

cittaslow Yavaş kentleşme hareketinin dayandığı bu ilkeler, o yerleşim yerinde yaşayan bireylerin yaşam kalitelerinin yükseltilmesini ve bunun korunmasını olumlu yönde etkilemektedir. Bu nedenle Yavaş Kent Hareketi ile kentsel yaşam kalitesi arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Bir diğer ifade ile küresel ekonomik mantığa göre yapılanan sosyal ve mekânsal yapıdaki bu farklılaşma karşısında duran ve yerel ölçekte “yavaş” sürdürülebilir bir gelişme modelini öneren Yavaş Kent Hareketi, hem bir kentsel sosyal hareket hem de bir yerel yönetişim modeli olarak tanımlanabilir.

Birliğe üye olmak isteyen kentlerin üye olabilmeleri için birliğin belirlediği 59 kriter üzerinden değerlendirilmesi ve Cittaslow felsefesine uygunluğu her dört yılda bir denetlenmektedir. Kurulduğu yıllarda 28 İtalyan şehrinin katılımı ile başlayan ağa, bugün 28 ülkeden 182 belediye üyedir. Türkiye’de Cittaslow Hareketi, Seferihisar’ın 28 Kasım 2009 tarihinde Cittaslow unvanını kazanmasıyla başlamış, Şubat 2014 itibarıyla toplam dokuz yerel yönetim bölgesi Cittaslow ağına dâhil olmuştur. Türkiye’deki 60 yerel yönetimin Cittaslow ağına katılımı için çalışmalar devam etmektedir. Yaşamın daha sakin, daha sağlıklı ve daha mutlu aktığı şehirlerimizin sayısının hızla çoğalmasını dilerken, Türkiye’deki “Yavaş Kent”lerimize doğru birlikte kısa bir yolculuğa çıkalım.canan_yuce

Türkiye’nin Yavaş Şehirleri

Akyaka: Sırtını yasladığı dağların eteğinde Gökova Ovası ile kucaklaşırken, bir yandan mavi yolculuğun değişmez adresi Gökova Körfezi ile buluşan Akyaka, doğal güzelliklerinin yanı sıra Idyma antik kentinin tarihi dokusuyla da adeta bir cennet mekân. Her biri birbirinden güzel bahçeleri ve bir Ege klasiği olan begonvilleri ile kaplı evleriyle özgün bir mimariye sahip. Eski Ula evlerinin tarzını koruyan bu dantel gibi ahşap oymalarla süslü masal Akyakaa evleri, Ağa Han Mimarlık Ödülü’ne sahip.

A rustic restaurant on the banks of the Azmak river near AkyakaAkyaka’nın incecik, sapsarı kumlu plajında huzur dolu bir gün geçirebilir, yüzerken bir Akdeniz foku ile karşılaşabilir, her türlü motorsuz su sporu, tarih ve doğayla kucak kucağa orman yürüyüşleri, kaya tırmanışları, yamaç paraşütü, bisiklet gezileri yapabilir, azgın sularında kano heyecanını yaşayabilir veya şiirsel güzellikteki su altı bitki örtüsünü seyredebilir, çevre köylerdeki yerel kültürü keşfedebilirsiniz. İncekum ve Sedir adalarına yapılan günlük turlara katılmayı da sakın unutmayın.

Akyaka’dan ayrılmadan önce, susam ve baldan yapılan “çıtırmak”, “çıntar” kavurması (bir tür mantar) ve tarhana, denenmesi gereken lezzetler.

gökçeada2Gökçeada: Cittaslow hareketine göre dünyanın ilk ve tek “sakin” adası olan Gökçeada, nostaljik evleri, doğal yaşamı, organik ürünleri ve alternatif spor olanakları ile son yıllarda önemli bir turizm merkezi hâline gelmiştir.

Homeros’un İlyada destanında deniz tanrısı Poseidon’un adası olarak geçen Gökçeada üzerinde, Türk ve Rum vatandaşlar kendi dinleri, örf, adet ve gelenekleri ile 500 yıla yakın zamandır huzur içinde yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedirler. Son derece gelişmiş organik tarım faaliyetleri, Rum köyleri, her adımda tarih kokan dokusu, bozulmamış doğası ile çok kültürlülüğün ahengi olan Gökçeada, sörf sporu için Ege’nin en ideal noktalardan biridir. Zeytinli’nin dibek kahvesi, sakızlı muhallebi, efibadem, cicirya mutlaka tadılması gereken ada lezzetleri arasında.

halfeti 4Halfeti: Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Halfeti, saklı bir cennet olarak anılmaktadır. İlçeye gelen turistlerin ilk rotası Fırat nehri üzerinde tekne ile Çekem Mahallesi, Beresül (Savaşan) Köyü ve Rumkale Aziz Nerses Kilisesi, Barşavma Manastırı, su sarnıçları ve su kuyuları olmaktadır. Bu istikamet üzerinde su altında kalan evler, ağaçlar, camiler, mağaralar, çay bahçeleri ve mağara kafeler görülebilmektedir. Ayrıca, doğa yürüyüşü ve dağ bisiklet parkurları, ATV motorlarla safari keyfi, eşsiz doğa içinde kanyonlar, kuşlar, siyah gül gibi endemik bitkiler ve böceklerle dolu bir yolculuk ile bambaşka deneyimler yaşamak mümkün.

Çağırtlak Kebabı, dolma eziği, Adana, erik tavası, incir kebabı, mukaşşerli pilav, tarhana çorbası, sargı burma tatlısı, sütlaç, peynir helvası, şabut balığı kebabı, patlıcan kebabı, domatesli kebap, haşhaş, Urfa, soğanlı kebap, semsek ve diğer envai çeşit mezelerin yanı sıra ilçeye özgü ev yapımı nar ekşisi, biber, kabak, patlıcan ve bamya kurutması, ülke çapında ünlü isot biberi, damıtma usulü ile yapılan zahter suyu, kurutulmuş üzüm, kayısı ve fıstığı da ünlüdür.

perşembe4Perşembe: Karadeniz’de tepeler, derin ve dik vadilerle birbirinden ayrılan Perşembe ilçesi, girintili çıkıntılı olan sahilinde Karadeniz’in yegâne bakir koy ve plajlarına sahiptir. Ilıman bir iklime sahip doğal bir liman niteliğinde olan Perşembe, yeşilin her tonuyla bezenmiştir.

Pontus Krallığı’nın izlerini taşıyan Perşembe, tarih boyunca Etiler, Miletliler, Kimriler, İskitler, Persler, Kalipler, Tiborenler, Mosinoikler, Makronlar, Frigler, Amazonlar, ve Pontuslar’a ev sahipliği yapmıştır. Karadeniz’in üç doğal limanından biri olan Vona Limanı üzerinde Cenevizliler tarafından inşa edilen kale, antik köklere sahip Yason Burnu, Mersin Koyu, üzerinde hâlen sur kalıntılarına rastlanabilen Hoynat Adası ve 300 metre derinliğindeki Boğazçık (Bahçeköy) Mağarası da Perşembe ilçesinin görülmesi gereken önemli yerleri arasında yer alıyor.

Balıkçılığın yanı sıra yörede fındık, kivi, mandalina, mısır, kara lahana gibi pek çok ürün yetiştirildiği için zengin bir mutfağa sahiptir. Karalahana ve mısır çorbası, mevlecen (dikenucu), mısır ekmeği, mısırlı patlıcan sarması, sütlücen, ısırgan çorbası, hamsi pilavı, hamsili ekmek gibi yöreye özgü birçok lezzet Karadeniz mutfağınının özgün yemekleri arasında yer almaktadır.

Seferihisar: Ege Bölgesinde İzmir il sınırları içerisinde yer alan Seferihisar, 2009 yılında Türkiye’nin ilk seferihisar1Cittaslow’u olma özelliğini taşıyor. Aka, Karya, İyon, Pers, Bizans, Selçuk ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerini taşıyan Seferihisar’ın en eski yerleşim yeri Teos Antik Kenti. Sığacık Kalesi, Teos ve Lebedos antik kentleri, Karaköse Harabeleri, Myonnesos Adası, Doğanbey sahil şeridi, ilçeye gidildiğinde ziyaret edilmesi gereken yerlerin başlıcalarıdır. Peyzaj çalışmalarında yöresel aromatik bitkilerin kullanıldığı Seferihisar, mandalina bahçeleri, zeytinlikleri, bağları, enginar tarlaları ve verimli topraklarıyla ünlü. Seferihisar’da ana geçim kaynağı tarım olsa da 49 kilometrelik sahil şeridi, Sığacık Kalesi ve Ürkmez bölgesinde ise turizm ağır basıyor. “Slow Food” akımını da izlemek amacıyla ilçede kurulmuş olan Seferihisar Lokantasında, tek bir noktada tüm Seferihisar tatlarını bulabilmek mümkün.

taraklı2Taraklı: Sakarya’nın eski Osmanlı evleri ile ünlü Taraklı ilçesini görmek için o kadar çok sebep var ki… 100’den fazla tescilli konağı, Mimar Sinan’ın yapmış olduğu 500 yılık Yunus Paşa Camii, Hacıyakup Köyü’ndeki Bizans döneminden kalma kil hamamı kaplıcaları… Bunun yanında Hark Kanyonu ve Karagöl Yaylası da ilçenin görülmesi gereken eşşiz doğal güzelliklere sahip diğer noktaları.

Etrafı yüksek dağ ve tepelerle çevrili ilçe, Marmara Bölgesinde olmasına rağmen Karadeniz iklimine sahiptir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bahsedildiği üzere ilçede halkın şimşir kaşık ve tarak yapması nedeniyle adının Yenice Tarakçı olarak anıldığı belirtilmektedir. Bu isim zamanla halk dilinde Taraklı olarak değişmiştir. Keşkek, köpük helvası ve yöreye özgü bir tatlı olan uhut, önerilen lezzetlerden bazılarıdır.

vize2Vize: Kırklareli’ne bağlı bir ilçe olan Vize, İstanbul’a 1,5 saat uzaklığındadır. Zengin tarihi kültürü ve doğasıyla bir cennet köşesi olan Vize, sakin, şirin ama geçmişteki ünü büyük bir ilçedir. Tarihi M.Ö. 4000 yıllarına dayanan hem Bizans, hem Osmanlı zamanında önemli kültürel duraklardan olan bu ilçe, Vize Kalesi, sayısız dereleri, iki adet gölü ve denizi ile bir doğa harikasıdır. Tarihî camiler, hamamlar, çeşmeler, antik tiyatro dışında Asmakayalar Mağara Manastırı, Çiftekaynaklar, Cehennem Şelaleleri, Kıyıköy, Yenesu Mağarası, Vize’nin görülmesi gereken önemli yerleridir. İlçenin simgesi olan ıhlamur, ıhlamur balı ve ısırgan otu çorbası yöreye özgü lezzetlerden bazılarıdır.

Yalvaç: Isparta ilinin sınırları içerisinde, Sultan Dağları’nın eteklerinde bulunan Yalvaç, çok eski bir yerleşim yalvaç2yeridir. 5000 yıllık bir tarihin izlerini barındırmaktadır. Tarihsel Helenistik, Antik Roma ve Bizans dönemlerinin en önemli şehirlerinden olan Antiocheia in Psidia (Antik Kent) şehri içerisinde bir tiyatro, kilise, Augustus Tapınağı ve benzeri yapılar vardır. Yalvaç’a 25 kilometre uzaklıkta, Hoyran Gölü içerisinde bulunan etrafı surlarla çevrili Limenia Adası, mistik bir havanın estiği benzersiz bir mekândır. Tarihi Meryem Ana’ya ait bir manastır ve Kaya Mezarları da adanın diğer tarihî hazineleridir. Birçok eski el sanatına hâlâ ev sahipliği yapan Yalvaç’ta, dericilik, saraciye, keçecilik, demircilik, at arabası yapımcılığı gibi gelenekler devam ettiriliyor. Su böreği, damat baklavası, keşkek ve fasulye ya da ıspanaktan yapılan borani, Yalvaç’ın yöresel yemeklerinden bazılarıdır.

Yenipazar: Aydın’ın ilçelerinden olan Yenipazar, adını 17. yüzyılda çevre köy ve kasabalarda yaşayan halk için yenipazar3ürünlerini satabilecekleri küçük bir pazar yerine ev sahipliği yapmaya başlamasıyla almıştır. Madran Baba Dağı’nın eteklerinde yer alan

Yenipazar, tarihi M.Ö. 2000’li yıllara dayanan Orthosia antik kenti civarında kurulmuştur. Yapılan kazılarda çıkarılan mozaiklerin bir kısmı Aydın Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Bugün antik tiyatro ve Bizans yapısı yüzeyde ayaktadır. Nekropol üzerinde ise iyi korunmuş durumda lahitler ve oda mezarları bulunmaktadır.Büyük Menderes Ovası’nın yatak değiştirmesi ile oluşan Aşağı Dip Gölü Tabiat Parkı da ilçenin doğal güzelliklerinden biridir. Pamuk, zeytin, incir, narenciye gibi özel ürünlerin yetiştiği Yenipazar’ın mutlaka denenmesi gereken yemekleri arasında ekmek dolması, yuvarlama ve karnıbahar mücveri yer alıyor.

Skykonsept Bülten 57. Sayı’da yayımlanmıştır.