Son Yılların Yaygınlaşan Hastalığı: Panik Atak


Son yıllarda adından sıkça söz ettiren panik atak, özellikle hızlı kent yaşamının hayatımıza getirdiği sağlık sorunlarından biri olarak, ciddiye alınması gereken ve uzman desteği ile tamamen düzelebilen psikolojik bir rahatsızlık olarak karşımıza çıkmaktadır.
Panik Atak
Mitolojik tasvirlerde boynuzları, kuyruğu ve yarı insan,  yarı keçi görünümüyle betimlenen Pan’ın, elinde flütü ile zaman zaman ormandaki sürüleri ya da aniden karşılarına çıktığı insanları korkuttuğu anlatılır. Bu özellikleriyle çobanların tanrısı olarak bilinen Pan, Yunanca’da ‘panik’ anlamına gelen ‘panikos’ kelimesinin kökenini oluşturur. Son yıllarda adından daha çok bahsedilmesine rağmen,  M.Ö. 400’lü yıllarda panik vakaları hakkında bir takım bulgulara rastlanmıştır. 1900’lü yıllara doğru,  Amerikan iç savaşındaki askerlerde çarpıntı, göğüs ağrısı ve fenalaşma şeklinde belirtiler gösteren vakalar “İrritabl Kalp Sendromu” olarak tanımlanmış, I. Dünya Savaşındaki kimi askerlerde rastlanan benzer durumlara da “Asker Kalbi” adı verilmiştir.

young businessman having chest painPanik Atak Nedir?
Tıpkı Pan gibi, en önemli özelliği kişinin hiç beklemediği bir anda, hiçbir sıkıntısı yok iken aniden ortaya çıkması olan Panik Atak, ani ve nedeni bilinmeyen yoğun bir kaygı ile ruhsal olarak başlar ve atak sırasında yaşanan yoğun kaygıyla birlikte fiziksel belirtiler ortaya çıkar. Genellikle 5-10 dakika süren nöbetlerin süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte bazen birkaç saate kadar uzayabilir. Sebebi belirsiz aşırı kaygı ve hızlanan kalp atışı karakteristik panik atak belirtileridir. Ortaya çıkan bu belirsiz kaygı, bir anlamda hiçbir yangın belirtisi ve tehlikesi yokken, yangın alarmının şiddetle çalması gibidir.
Kalp hızla çarpmaya başlar, nefes alıp verme hızlanır, gözler kararabilir, baş dönmesi, nefes darlığı, üşüme terleme, titreme, bayılacak gibi olma, karıncalanma ve göğüs bölgesinde sıkışma bu çarpıntıya eşlik edebilir. Tüm bu belirtiler, benzer bir şekilde kalp krizinin de belirtileri olduğu için panik atak yaşayanlar çoğunlukla kalp krizi geçirdiklerini düşünebilirler ve atak sırasında “Eyvah, ölüyorum!” korkusunu yoğun olarak yaşarlar. Belirtiler kişiyi bir acil servise götürecek kadar yoğundur. Kaygının nedeni o an için belirsiz olsa da aslında yaşamımızda meydana gelen stresli olaylar panik atağı tetikleyebilir. Çoğu insan hayatı boyunca 1-2 kez panik atak yaşayabilir.

İş veya özel hayat içinde stresin arttığı zamanlarda ortaya çıkan ataklar, atağa yol açan stresli durum ortadan kalktığında sona ermiş görünse de temelinde çoklu faktörler yattığı için tekrarlayabilir. Panik atak hastasının en önemli sıkıntısı, bu atağın ne zaman geleceğini bilemediği için her an atak olacakmış gibi endişe duymasıdır. Bu durumu “Tıpkı bir mayın tarlasında yürüyüp de, her adım attığında patlama olacak diye endişe duymak gibidir.” şeklinde ifade eden psikiyatri uzmanı Dr. Haşmet Işıklı, panik atakların sık yaşanması sonucu meydana gelen panik bozukluğu şu şekilde anlatıyor: “Kişi, panik atağının tekrar edeceğinden endişelenmeye başlarsa, buna “beklenti kaygısı” denir. Bu kaygıyla kişi, panik atağının oluşabileceği yerlerden ve durumlardan kaçınmaya başlar, güvence arayışına girer, bu da psikolojide “kaçınma davranışı” olarak adlandırılır. Alışveriş merkezlerine gitmekten, arabaya binmekten ya da spor, seks gibi efor gerektiren faaliyetlerden kaçınmaya başlayabilir. Hatta evde yalnız kalırsa başına bir şey geleceğinden ve yardım alamayacağından kaygılanan kişi evde yalnız kalamaz hale gelebilir ve yanında mutlaka birinin kalmasını ister. Kaçındıkça, kaygıları kişiyi kovalar. Günlük hayatının birçok cephesinde kısıtlanmalar başlar, giderek kişinin yaşam kalitesi düşer. Böylece panik bozukluğu denilen kısır döngü oluşur.”

Panik Atakları Neden Olur?panic attack
Korku ve endişe, sağlıklı her insanın hissettiği insani duygular olmakla birlikte, temel olarak panik atakta yaşanan yanlış alarm durumuna iç içe geçmiş olarak üç neden etki eder. Bunlar “biyolojik, psikolojik ve sosyal nedenler” olarak özetlenebilir. Kişinin içinde yaşadığı sosyal çevre, çocukluk dönemi, geçmiş kayıplar, travmalar, çatışmalar, aşırı stres yüklenme, ekonomik sıkıntılar, kişinin psikolojik ve biyolojik yapısı belirleyici faktörlerdir. Uzmanlar, bizi strese sürükleyen ortamların başında iş hayatı ve başarma hırsının geldiğini ifade ediyor. Pek çok kişi başarısızlığı ‘dünyanın sonu’ gibi görür, işlerin ve kişilerin hatasız olamayacağını kabul etmekte zorlanır. Gerek kişinin işinden beklentileri gerekse yöneticilerin kendisine yüklediği sorumluluklar, çalışanların iç dünyalarında gerilimlere yol açar. Erkeklere oranla kadınlarda görülme sıklığı iki kat olan panik atağın eğitim düzeyi ile bir bağlantısı yoktur. Panik atak hastaları genelde zeki, mesleklerinde başarılı, iş güç sahibi kimselerdir. Kişilik olarak hassas, kendilerine, çevrelerine ve dostluklara önem veren insanlardır. Dolayısıyla panik atak, kişilik zayıflığından kaynaklanan ve kişinin kendi iradesi ile üstesinden gelebileceği bir durum değildir.

Uzmanlara göre iş stresini tetikleyen faktörlerden bazıları:
• Çok fazla sorumluluk altında olmak
• Fiziki görüntü ile ilgili endişeleri olmak
• Mesleki ilerleme ile ilgili endişeleri olmak
• İş tatminsizliği içinde olmak
• Görev dağılımında adaletsizlik olduğunu düşünmek
• Üstündeki yöneticilere duyulan güvensizlik
• Dinlenme ve eğlenceye ayıracak zamanın olmaması
• Yapacak çok fazla şeyin olması
• Birlikte çalıştığı ekipte uyumsuzluk
• İşle ilgili düşüncelerinde reddedilme korkusu
• Özel hayatla ilgili düzensizlikler
• Alınan ücret ve maaşlar konusunda kaygıların olması ve bu konuda yaşanan belirsizlikler
• İş yeri ortamında özellikle kadınlara yönelik gizli ya da belirgin cinsel, fiziksel ve psikolojik tacizlerin olması
• Yakın akraba ya da dostlarından birinin ciddi sağlık sorunları yaşaması.

Panik Atak Yaşandığında Neler Yapılmalı?
Panik atağın şiddetini hafifletmek için bazı teknikler kullanılabilir. Bunlardan en önemlisi nefes alma teknikleridir. Bir kesekağıdı ya da torba kullanılarak nefes alıp vermeye yoğunlaşabilirsiniz. Farklı bir nefes tekniği de derin bir nefes aldıktan sonra nefesinizi 2-3 saniye  tutup, yavaşça bırakmaktır. Bunu 4 saniye boyunca nefes alma, 2-3 saniye tutma ve yavaş yavaş bırakma olarak tekrar edin. Kaygının arttığını hissettiğiniz anlarda tüm dikkatinizi zihninizi dağıtacak bir konuya vermek de başka bir yöntem. Örneğin kaygının hafiflediğini hissedene kadar yüzden geriye doğru sayabilir ya da tüm şehirleri plaka numaralarıyla hatırlamaya çalışabilirsiniz.
Bir başka yöntem de kötü düşünceleri durdurma ve değiştirme tekniği. “Uçak düşecek, yangın çıkacak, kalabalığın altında ezileceğim” gibi olumsuz düşünceleri fark ettiğiniz anda bunları size mutluluk veren bir başarınız, tatilde yaptıklarınız, ailenizle geçirdiğiniz keyifli  anlar gibi düşüncelerle değiştirin.yogaEvde ve Hayatımızda Yapabileceğiniz Değişimler
Profesyonel tedaviye evinizde ve hayatınızda yapacağınız basit ayarlamalarla destek olabilirsiniz.
• Kafein içeren kahve ve alkollü içecekleri minimuma indirin ve mümkün olduğunca tüketmemeye çalışın. Hem alkol hem de kafeinin kaygıyı artırdığı ve panik atağı tetiklediği bilinmektedir. Alkol, alındıktan 6-12 saat sonra panik atağa neden olabilir.
• Stresi kontrol altında tutmaya çalışarak kaslarınızın ve zihninizin rahatlamasını sağlayacak bir aktivite bulun. Düzenli egzersizin yanı sıra yoga, nefes egzersizleri gibi diğer yöntemleri deneyebilirsiniz.
• Düzensiz veya kalitesiz uyku günlük hayatınızı ve stres düzeyinizi etkileyebilir. Düzenli bir uyku için yattığınız ortamın karanlık olmasına ve fazla sıcak olmamasına dikkat edin. Tatil günleri de dahil olmak üzerine uyku saatlerinizin düzenli olması, yattığınız odada televizyon seyretmemeniz, yatmadan en az iki saat önce bir şey yeyip içmeyi kesmeniz ve eğer sigara içiyorsanız uykudan bir saat önce son sigaranızı içmeniz uyku kaliteniz için önem taşıyor.

Young Woman with Her Hand on Her Belly and Man Beside Her WritingTedavi Yöntemi
Tedavi yöntemini, “Bir konfeksiyon ceket giydirir gibi değil, hastanın üstüne ve ölçüsüne göre elbise diken bir terzi gibi belirlenmeli ve kişiye özel olmalıdır.” diye ifade eden Dr. Haşmet Işıklı, tedavi yöntemi ile ilgili şu açıklamalarda bulunuyor; “Hastanın kişilik özelliklerine,  başka hastalıklarının bulunup bulunmadığına, varsa ailevi, sosyal ve ekonomik sorunlarına, işine ve günlük aktivitesine, panik ataklarının şiddetine bakarak o hastaya özel bir tedavi biçimi belirlenmelidir. Hem ilaçlarla hem de çeşitli terapi yöntemleriyle tedavisi mümkündür. Tedavide antidepresan ve anksiyolitik ilaçlar kullanılır. Yeşil reçeteyle alınabilen anksiyolitikler doktor kontrolünde, uygun dozda ve uygun süre kullanıldıklarında bağımlılık söz konusu değildir. Ayrıca davranışçı yöntemlerden nefes ve gevşeme egzersizleri de çok yararlıdır. Tedavi sürecinde birkaç ay panik atak yaşamayan hastaların iyileştiklerini düşünerek kendiliğinden tedaviyi bırakmaları, tedaviye yeniden başlansa bile hastalığın seyrini, tekrarlama riskini olumsuz etkileyen bir durumdur. Bütün alınan önlemlere, uygun ve yeterli süre tedaviye rağmen panik bozukluğu yaşamın bazı dönemlerinde tekrarlama olasılığı bulunan bir hastalıktır. Ancak bu her kişide tekrarlayacağı anlamına gelmemektedir.”

Panik Atağı Yaşayan Kişiye Yakınları Nasıl Davranmalıdır?
Uzmanlar, ailelerin aşırı koruyucu bir tutumdan kaçınmaları ve telaş yapmamalarının yanı sıra tamamen önemsemez bir yaklaşımda da bulunmamaları  gerektiğini belirtiyorlar. Ailelerin tutumu tedavi sürecini olumsuz etkileyebileceği için hasta yakınlarının hastalıkla ilgili bilinçlenmesi önem taşıyor. Genellikle panik ataklı kişilerin aileleri de bu kişilere uyum sağlayarak sinemaya, kapalı alanlara, restoranlara gitmemeye başlarlar. Her zaman ulaşılabilir olmaya, sürekli panik ataklı yakınlarına eşlik ederek, onlara destek olmak için her an yanlarında bulunmaya çalışırlar. Halbuki bu türden yaklaşımların hastaya kısa zamanda yararı olduğu düşünülse de uzun dönemde hasta bu kişilere ve hastalığa iyice bağlanır ve bir daha onu bırakamaz. Bu nedenle panik atak  hastalarının, küçük adımlarla başlayarak başkalarına bağımlı yaşamak yerine eski hayatlarına kavuşabilmek için girişimlerde bulunmaları ve kaçınma davranışlarını bırakmaları gerekmektedir. Aileler de, kişinin yanında olduğu hissettirerek, kişiyi kendi sorumluluğunu alması konusunda da teşvik etmelidir. Panik atak yaşayan kişinin durumu kapris, şımarıklık ya da zayıflık olarak değerlendirilmemelidir.

Panik Atak Hastalığı Olanların Yakınlarına Öneriler
• Paniğin, kişinin kontrolünün dışında olduğunu bilin ve onu anlayın.
• Fiziksel muayene ve tetkiklerde bir şey saptanmayınca hemen bir psikiyatra başvurmasını sağlayın.
• Onu eleştirmeyin, küçük düşürücü ya da zorlayıcı davranışlarda bulunmayın.
• Kaygı ve korkularınızı, iyileşene kadar ona yansıtmayın.
• Hastalık kontrol altında olana kadar ona destek verin.
• Hastayı zorlayarak korktuğu durumlarla yüz yüze getirmeyin (seyahate yollamak, asansöre bindirmek gibi)
• Hastanızın rol yaptığını, kendini naza çektiğini düşünmeyin ve bunu telaffuz etmeyin.
• Onu mutlaka can kulağıyla dinleyin ve anlamaya çalışın.

İçinde yaşadığımız dünya, doğası gereği tamamen kaygısız, kayıpsız, risksiz bir yer olmasa da  tüm zorlukların kolaylıkla aşılabildiği, huzur dolu günler dileğiyle…

Değerli katkılarından dolayı Psikiyatri Uzmanı Dr. Haşmet Işıklı’ya teşekkür ederiz.

Skykonsept Bülten 57. Sayı’da yayımlanmıştır.